fbpx

Dünyamızı Değiştirmeye Kimden Başlayalım?

“Herkes dünyayı değiştirmek istiyor ama kimse kendisini değiştirmeyi istemiyor” diyor Tolstoy. Değişim hayattaki en zor süreçlerden birisidir. Değişim öncelikle bir karar meselesidir. O kararı verecek cesarete sahip olmak ikincil önem taşımaktadır. Sabırlı olmak ve bu değişimi adım adım gerçekleştirmek, devamını getirebilme azmine sahip olmakta çok önemlidir. Kötü alışkanlıklardan vazgeçebilmek, kendimizle ilgili hoşumuza gitmeyen karakter özelliklerimizi törpüleyebilmek ya da mutsuz olduğumuz bir mesleği değiştirebilmek oldukça zordur. Ancak hiçbir şey imkansız değildir. Yeter ki bu değişime kararlı olalım.

Bizi huzursuz eden bir durumda; çevremizi, yaşadığımız durumu ya da kendimizi değiştirebiliriz. Her insan en çok kendisi üzerinde etki sahibi olduğu için en mantıklı seçim kişinin kendisinin değişmesidir. Değişmesi gereken bir durumla karşılaştığımızda öncelikle içsel bir direnç gelişebilir. Bu değişime direnmek bir dağa çarpan sesin sonsuzlukta yankılanması gibidir. “Sürekli aynı şekilde davranarak farklı sonuç beklemek deliliğin tanımıdır” der Einstein. Bizlerde hayatımızda farklı ve daha olumlu bir yöne doğru ilerlemek istiyorsak değişmek ve gelişmek zorundayız. Değişim oldukça zor olduğundan kişinin çektiği acı değişimin kendisinin getireceği acının miktarından fazla olduğunda gerçekleşir genellikle. Üstelik her değişim başka bir değişime ihtiyaç gösterir.

Bundan 200 yıl önce buharlı makinelerin icadıyla endüstri devrimi yaşandığında bir değişim gerekiyordu. Artık buharlı trenler ve gemiler vardı insanların hayatında. İnsan gücünün önemi azalmaya başlamıştı. Bu devrim kitlesel seri üretim ve makineleşmeye yol açmıştı. Günümüzde ise teknoloji bilgiyle özdeşleşmiş durumda. Ne kadar bilgi sahibiysek o kadar etkili, başarılı olabiliyoruz. Bu durumda aslında değişim ve gelişimin en açık nedenlerinden de biri.

İnsanlar içsel ve dışsal olarak değişebilirler. Aslolan içsel değişimdir. Dışsal olarak belki bir imaj oluşturabiliriz. Ancak değişim yüzeyde kaldığında etkili olmayacaktır. Mevlana “testinin içinde ne varsa dışına o çıkar” derken insanın içinde bulunanın önemini vurgulamış.

Değişim oldukça zor bir süreçtir demiştik gerçekten de bu süreç boyunca belirsizliğe doğru yol alırız. Bildiğimiz, alıştığımızdan farklı yöntemler denediğimiz için ezberimiz şaşmıştır. Yine de istekli olmak, yarı yolda pes etmemek gerekir. Bu yolculukta tek başımızayız. Kendimizle yola çıkarken zorluklarla mücadele gücünü, korksakta vazgeçmeme iradesini ve motivasyonumuzu yüksek tutma becerisini de kendimize görev bilmeliyiz. Belirsizlik aynı zamanda içinde risk bulundurur. Kişinin bir vizyonunun olması ve hayatını adamaktan mutluluk duyacağı bir misyona sahip olması bu riski doğru yönetmesini kolaylaştırır. Kendi en iyi halimizi değişmeden, gelişmeden bulamayacağımız için bu riski almak akıllıca bir davranış olacaktır.

Küçük adımlarla başlayan bu değişim zamanla kartopunun büyümesi gibi gelişerek devam eder. Üstelik kişinin değişimi çevresinde de değişim meydana getirir. Yaşamla dans etmek gibi. Biri ayağını değiştirdiğinde diğeri de değiştirmek zorunda kalır.

Değişim için sabırlı olmakla birlikte ani, sert dönüşümler yaşamaktan da kaçınmak gerekir. Kişinin değişime adapte olarak, hazmederek ilerlemesi çok önemlidir. Kaptan gemi üzerinde söz sahibi olabilir ancak dümenini aniden 180 derece çevirirse o gemi büyük ihtimalle parçalanacaktır. Kendi hayatımızın kaptanıyız doğru yine de bu özümseyemeyeceğimiz ani değişimler karşısında sabırsız olma hakkını bize vermiyor. Değişim zaten bizlerin daha iyiye ve güzele ulaşabilmemiz için bir araç dolayısıyla gereken zamanı da hak ediyoruz.

Kimse kimseyi değiştiremez yalnızca değişmesi için uygun ortam hazırlanabilir ya da bu hissettirilebilir. Bir gün babayla oğlu birlikte oyun oynamaktadır. Çocuk sonra çamurlu bir su birikintisine girer ve orada oynamaya devam eder. Adamın arkadaşı gelir. “Çocuk hasta olacak bu soğuk havada, çıkartsana sudan” deyince, adam “biliyorum ben de yarım saattir onu sudan nasıl çıkartabileceğimi düşünüyorum” der. Bunun Türk usulü versiyonunu hemen tahmin edebilirsiniz. Çocuğu kolundan zorla tutup sudan çıkarmak. Böyle davrandığımızda asprin çözüm yani geçici, yüzeysel bir çözüm elde etmiş oluyoruz. Aslında çocuk biz görmeden ya da sürekli ağlayıp mızmızlanarak o suya tekrar girecektir. Önemli olan sudan çıkma ihtiyacını çocuğa algılatabilmek. Çocuk özgürce seçim hakkını kullandığında; ihtimallerden biri, sudan çıkmaz hasta olur bir daha suda o kadar kalmaz dolayısıyla acısını çekerek öğrenir. İkinci ihtimal sudan çıkmaya kendisi karar verir. Böylelikle hasta olmaz ve kalıcı çözüm elde edilir.

Değişim ne zaman gereklidir? bu soruya verilecek en iyi yanıt, “ gerekli hale gelmeden ” dir. Kendimizi çıkmaz sokağa mahkum etmeden önce değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilirsek en az acıyla bu durumu atlatabiliriz. Goethe’ nin dediği gibi “tabiatta her şey bir değişimdir ama her değişimin ardında sonsuzluk yatar”.

Sevgiler

Öznur Karaeloğlu

Call Now Button