fbpx
Dijital Medyada Çocuğunuza Rol Model Olun

Dijital Medyada Çocuğunuza Rol Model Olun

Esra Ercan Bilgiç, hem dijital medya ve çocuk ilişkisi üzerine araştırmalar yapıyor. Hem Bilgi Üniversitesi Medya Bölümünde öğretim üyesi. Aynı zamanda Itır Koşunca ve Ispanaklı Yumurta adında iki çocuk kitabı olan bir yazar. Esra Ercan Bilgiç’le son dönemlerin yükselen yıldızı dijital platformlarda aileler nelere dikkat etmeli, çocukları nasıl yönlendirmeli, dijital medyanın doğru kullanılması ile ilgili kapsamlı röportajımız işte burada… 

Özellikle son yıllarda dijital medya ve çocuk ilişkisi üzerine araştırmalar yürütüyorsunuz. Sizi bu alana teşvik eden şeyler neler?

Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdikten sonra Sinema Televizyon alanında yüksek lisans yaptım. London School of Economics’te, Medya İletişim alanında doktora araştırmacısı olarak bulundum, doktoramı Boğaziçi Üniversitesi’nde bitirdim. Medya ve milliyetçilik üzerine çalışmalar yaparken, çocuklarım olduktan sonra alan değiştirip dijital medya ve ebeveynlik üzerine araştırmalar ve projeler yürütmeye başladım, dijitalmedyavecocuk.bilgi.edu.tr web sitesini kurdum. Son yıllarda üniversitedeki işlerimin yanında dijital medya, çocuk ve aile ilişkisi üzerine içerikler oluşturup ebeveyn seminerleri veriyorum. 

Dijital Medya ve Çocuk Platformunu kurdunuz ve sürdürüyorsunuz. Bu süreç nasıl gelişti bize bahseder misiniz?

Londra’da Medya doktorası yaparken, dünyada bu alanda en önemli akademisyen olarak kabul edilen ve aynı zamanda hocam olan Sonia Livingstone’ın çalışmalarıyla tanıştım. Henüz sosyal medya hayatımıza girmemişken, daha 2004’te LSE’de internet ve çocuk ilişkisi üzerine ciddi akademik çalışmalaryürütüyordu ve bu çalışmaların ortasında buldum kendimi; ancak o zaman benim doktora konum farklıydı. 2015 yılında London School of Economics bünyesinde bulunan dijital ve medya alanında ailelere yönelik bilgi sağlayan, akademik araştırmaları paylaşan bir platform kuruldu. Normalde akademik araştırmalar daha çok dergilerle sınırlı kalır ve akademik çevreler tarafından okunur. Ama burada çok önemli toplumsal fayda sağlayabilecek bilgilerinin olduğunu gördüklerinden, bunu kamuya açarak bir blog kurdular. Ben de hocam Sonia Livingstone ile iletişime geçerek bu platformun Türkçe versiyonunu Bilgi Medya Bölümü olarak hayata geçirmek istediğimizi söyledim. O da bu blogun içeriklerinden elbette yararlanabileceğimizi belirterek, bunun yanında kendi özgün içeriklerimizi de oluşturmamızı önerdi. Dijital medya ve çocuk paltformu fikir olarak böyle doğdu. Bilgi Medya Bölümünde bu alanı müfredatımıza ekledik, lisans ve yüksek lisans düzeyinde araştırmalar yürütmeye ve içerik oluşturmaya yöneldik. Son sınıf öğrencilerimizin aldığı yoğun kredili bir dersimizde yer alan projelerden biri olarak bu platformu sürdürüyoruz. Web sitemizin yanında stüdyo programları çekmeye başladık. Sosyal medya üzerinden de paylaşımlar yapıyoruz. Başlangıçtan bugüne en dikkat ettiğimiz şey paylaşılan bütün içerik ve bilgilerin akademik araştırma ve raporlara dayalı olması.  Çocuğu olan herkesin doğru ve güvenilir bilgiye dijital medya ve çocuk üzerinden ulaşılabileceğini bilmesini istiyoruz.

Dijital Medya ve Çocuk Platformu’nun önemini açıklar mısınız?

Bu alan iki türlü önemli. Birincisi hayata doğrudan dokunan bir alan. Bir boşluk var ve güvenilir bilgiye ihtiyaç var. Dünyada da büyük bir bilgi birikimi var. Durmadan araştırmalar yapılıyor. İkincisi ise yürütülen bu bilimsel araştırmalarla gerçek hayatta bu bilgilere ihtiyacı olan insanları bir araya getirecek bir platform oluşturmak gerekliliği. Beni bu fikir harekete geçirdi. Bu platformu yürütebilecek en etkili ve yetkili kurum üniversite, dolayısıyla biz Bilgi İletişim Fakültesi çatısı altında bu platformu kurmuş olduk.

Dijital medya okuryazarlığı nedir?

Dijital medyayı sorumlu, eleştirel ve etkili kullanma beceri ve yetkinliklerininin bütününe  ‘dijital medya okuryazarlığı’ diyebiliriz. Dijital medya okuryazarlığı; sadece içeriği yorumlamakla ilgili değil aynı zamanda interaktif, etkileşimli, üretici pozisyonda da olduğumuz çevrimiçi ortamda kendimize sürekli sorular sormamızı sağlayan bir beceriler bütünü: nasıl daha sorumlu davranırız, nasıl empati kurarız, nasıl daha üretici olabiliriz, nasıl daha katılımcı olabiliriz, nasıl daha fazla kendi özgün fikirlerimizi ortaya koyabiliriz, aynı zamanda içeriğe nasıl eleştirel bakabiliriz , sahte haberi nasıl ayırdedebiliriz vs.

Çocuk ve medya alanına yönelmeniz nasıl oldu?

Çocuklarımın yetişme sürecinde gelişimlerine katkı sağlama amacıyla dijital medyadan nasıl yararlanırım diye düşündüm, başlangıçta tamamen kişisel bir meraktı ve pek çok derin okuma ve araştırma yaptığım bir süreç yaşadım.

Yaşadığım bir olay bu süreci hızlandırdı ve beni bu alanda araştırmaya sevk etti. Anaokulundayken çocuğumun İngilizce öğretmeninin derste tablet kullandığını öğrendim. Önce neden anaokulunda tablet kullanılıyor diye tepki duydum.  Sonra da burada doğru bir şeyler olabilir mi düşüncesiyle araştırmaya başladım ve akademik dergileri inceledim. Dijital medya ve yabancı dil öğrenimi başlıklı pek çok makale okudum. Bu konunun çok derin olduğunu gördüm. Sadece eğitim boyutu yok, psikoloji boyutu var, çocuk gelişimi, bilgisayar gelişim boyutu var. Bu işin riskleri var. Risklerden korunma boyutu var. Dijital zeka diye bir kavram çıkmış. Birde baktım ki uluslararası akademik makalelerde çocuk hakları, dijital haklar, insan hakları boyutu var. Dolayısıyla bunu fark ettiğimde öncelikle kendi çocuklarımı doğru yönlendirmek için ilkeler aramaya başladım.

Bir dönem Bilgi Üniversitesinin elektronik kaynaklarında kayboldum diyebilirim. Psikolojiden eğitim bilimlerine, medya ve iletişim araştırmalarından dil bilimine, çocuk gelişimine, hukuktan sosyolojiye, interdisipliner bir alanda yolumu bulmaya çalıştım, İngilizce literatürü takip ettim, yoğun akademik okumalar yaptım, bu süreç aylar sürdü. 

 

Dijital medya kullanımındaki ilkeler neler?

Temel prensip şu; dijital medya çocukların öğrenme sürecinde kullanılacaksa ya da çocukların hayatlarında zaten var olan bir alanı geliştirip pekiştirmek için kullanılacaksa buradan çok büyük yarar sağlanabilir. Ancak dijital deneyimler gerçek hayat deneyimlerinin tamamen yerine geçmemeli. Çok basit bir örnek, tabletle oynanan kum oyunu, gerçek kumla oynanan oyunun yerine geçemez. Yaratıcı, etkileşimli, düşünme becerilerini geliştiren doğru içerikler seçilerek kullanıldığında ve denge gözetildiğinde, dijital araçlardan yarar sağlanabilir.

2 yaşından önce hiç kullanmamak gerektiği hatırlanmalı, bir de hep tekrar ettiğimiz 3-6-9-12 kuralı var.

3-6-9-12 kuralı nedir?

  • 3 yaşından önce hiçbir dijital mecra ile çocuğu tek başına bırakmamak bilişsel gelişim açısından daha doğru.
  • 6 yaşından önce çocukların yoğun olarak gerçek oyunlar oynaması gerekiyor. 6 yaşından sonra kontrollü bir şekilde ve doğru içerik seçilerek dijital oyunlar oynatılabilir.
  • 9 yaşından önce çocuklar internete girmemeli. İnternet ciddi riskler barındıran bir alan. Orada sorumlu bir şekilde davranma eğitimi vermeden çocukların internetle baş başa bırakılmaması gerekiyor.
  • 12 yaşından önce de sosyal medya mecralarına çocukların girmemesi gerekiyor. Burası da çok ayrı riskleri beraberinde getiren bir alan.

Bu kurallar çok önemli. Her zaman uygulamak zor olabiliyor. Aileler çoğu zaman şunu merak ediyor. Benim çocuğum 9 yaşında ama sosyal medyaya hiç mi girmesin? Genellikle ne kadar esnetebileceklerini soruyorlar. Çok sorumlu bir şekilde kullanıyorsa belki, siz gözetim altında tutuyorsanız ve yabancıların ve kötü niyetli olabilecek kişilerin çocuğunuzla iletişiminin olmadığından eminseniz, çocuk kişisel verilerini paylaşmıyorsa çok temkinli bir şekilde illa kullandıracaksanız kullandırabilirsiniz ama doğrusu kullanmamasıdır.  Çocuk gelişimini literatürüne baktığımızda 12 yaş altındaki çocuklarda muhakeme yeteneğinin tam olarak gelişmediğinin söylendiğini görüyoruz. Muhakeme yeteneğinin gelişmesini beklemek gerekiyor.

Çocuğun ailesi dijital medya anlamında çocuğa nasıl rol model olabilir?

Ailelerle yapılan araştırmalardan birinde ‘Dijital medya konusunda sizi en çok endişelendiren şey ne?’ diye bir soru soruluyor. Aileler, çocukların ekran karşısında çok zaman geçirmesi konusunda yüzde 60 oranında endişeliler. Çocuklara sorduğunuzda da durum değişmiyor. Onlar da ailelerinin ekran karşısında çok fazla zaman geçirmesinden endişeli. Dolayısıyla bu rol model olma durumu çok önemli. Aileler de kendilerine sınır koymalı. Kesinlikle sosyal medya kullanılmamalı diye bir şey söyleyemeyiz. Bu hayatın bir parçası ve gerçeği artık.

Aileler nelere dikkat etmeli?

Aileler kendilerine şu soruları sormalı; Hayatımızda denge var mı? Yani biz çocuğumuzla etkileşimli iletişime giriyor muyuz? Çocuğumuz bizimle konuşmak istediğinde onun gözünün içine bakarak temas kurabiliyor muyuz? Çocuğumuzla akşam yemeğini dijital medya araçları olmadan birlikte sohbet ederek yiyebiliyor muyuz? Birlikte seyahat edebiliyor muyuz?

Dijital medya araçları olmadan yaptığınız paylaşımlar yeterli mi, yeterliyse demek ki bir denge hayatımızda var ama yetersizse akşam yemeğinde herkes o telefonla bakıyorsa burada bir şeyler eksiliyor dolayısıyla bu çok önemli. Çocuklardan beklediğimiz pek çok davranışı yetişkinler olarak bizlerin gösterip göstermediğini kendimizin de bilmesi gerekiyor.

Hangi noktada dijital bağımlılık devreye giriyor? Oyunlar bağımlılık yaratıyor mu?

Bağımlılık çok tartışmalı bir konu en çok konuşulan konulardan bir tanesi dijital oyunlar. Acaba bu bir bağımlılık mıdır, değil midir? Burada Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerini baz alabiliriz. O da ‘bağımlı’ kelimesini kullanmıyor ‘bozukluk’ kelimesini kullanıyor. Mesela dijital oyun oynama bozukluğu diyor.

Dijital oyun oynamanın davranış bozukluğu olup olmadığı konusunda öncelikle 12 ay boyunca gözlem yapılması gerekiyor.

  • Çocuk veya yetişkin bir birey 12 ay boyunca süren ve yaşamında başka şeyleri yapmasına engel olacak şekilde dijital medya oyunu oynuyorsa,
  • Çocuk veya yetişkin günlük hayatını sürdürmesi için yapması gerekenleri yapmıyorsa,
  • Son 12 ayda ve o oyun oynamadığı zaman çok ciddi anksiyete sorunu veya öfke yaşıyorsa

Bu durumda bağımlılıktan söz edilebilir diyor Dünya Sağlık Örgütü. Bu konu elbette psikiyatri uzmanlarının alanına girer.

Ekran başında uzun süre geçiren kişilerde sorun nerede ortaya çıkıyor?

Süre tek başına bir şey ifade etmiyor. İçerik çok önemli. Günde 2-3 saat bir çocuk kodlama yapıyorsa, yaratıcı aktif düşünüyorsa, problem çözüyorsa ve bir şey yaratıyor, ortaya çıkarıyorsa, üretiyorsa ve bu onun aslında pasif konumda olmadığı bir eylemse burada bir sorun yok.

Son derece pasif hiçbir şekilde yaratıcılığı devreye sokmayan, kişileri tüketici durumunda tutan mesela YouTube’un önünde sabahtan akşama bir YouTuber’ı izlemek ise mesele, bunu tavsiye etmiyorum. Burada bir müdahale gerekebilir. Yine de oradan soğan sosyalleşmeyi ve kültürü de anlamaya çalışmak lazım.

Ailelere ne önerirsiniz?

Çocuklarınızı savunmasız bir şekilde dijital dünyaya atmayın. Bu çok önemli bir şey. Çocuklar internete girmeye başlamadan önce Google’da arama yapmaya başlıyor. Aileler, sosyal medya mecralarını çocuklarına tanıtmadan önce onlarla konuşsun. Bunu ben de kızımla yaptım. İnternetin risklerinden haberdar olsunlar. Orada yabancı kişilerin kendilerini iyi niyetle yaklaşmayabileceğinden, yanlış haberlerin, yanlış bilgilerin olabileceğinden haberdar olsunlar.  Karşılarına çıkabilecek kötü amaçlı kişilerle ilgili farkında olsunlar.  Böyle risklerin olduğunu bilsinler. Önce bir konuşmak lazım. Dijital dünyada güvende kalmak için ailelerin uyguladığı çeşitli yöntemler var. Filtre uygulamak, çocuğu gözetlemek, arama geçmişine bakmak gibi. Fakat yine de yapılan araştırmalar gösteriyor ki; hiçbir önlem çocukla konuşmak kadar etkili değil. Öncelikle çocukla konuşmak gerekiyor öncelikle kendimizi dijital anlamda bilgilendirmemiz bilinçlendirmemiz gerekiyor.

En sevdiğiniz üç kitap hangisi?

–  Kendine Ait Bir Oda – Virginia Woolf

–  Puslu Kıtalar Atlası – İhsan Oktay Anar

– Doğu’nun Limanları – Amin Maaluf

Çok teşekkür ederiz.

Röportaj: Öznur Karaeloğlu

 

 

 

 

 

 

 

Call Now Button