21. Yüzyılda Okuma Yetkinliği

21. Yüzyılda Okuma Yetkinliği

 Eğer okumanız daha iyi durumda olsaydı hayatınızda neler değişirdi? Çalışma hayatınızda ne gibi farklılıklar oluşurdu? ”

Değişen gelişen bilgi dünyasında zaman herkes için aynı. Gün herkes için 24 saat. Okumanız, öğrenmeniz gereken birçok konu var, belki önünüzde biriken dosyalar, cevap vermeniz gereken mailler ya da okumak isteyip de vakit bulamadığınız kitaplar, eserler var. Okumak sadece kelimelerle yapılan bir aktivite midir?

Aslına bakarsanız okuma hayal gücünü geliştiren, harf dediğimiz kodları çözen, yeniden birleştiren ve bizim alfabemizdeki gibi sadece 29 harfin değişik kombinasyonları ile yolculukların belki de en tahmin edilemeyenine çıkaran, çok farklı diyarlara götüren bir macera ve etkinlik okuma.

Eğitim hayatımızda edindiğimiz bilginin yüzde 70’ini okuyarak elde ediyoruz. Çalışma hayatında da her geçen gün artan ‘yeni bilgiler’ var. Bilgi çok sık güncelleniyor. Eskiden bir meslek ediniminde öğrenilen bilgiler belki de kişinin emekliliğine kadar aynı kalırken şimdi 3 ay ile 6 ay arasında farklılaşmalar oluyor, ortaya farklı bilgiler çıkıyor. Dolayısıyla herkes için gün aynı fakat okuma becerisi gelişen kişilerde kazanılan bilgi farklı. Bu sebeple uzun zamandır okuryazarlık ile ilgili de yazıyorum. Çünkü okuryazarlık becerisi sadece harf birleştirme ya da tabela okumakla aynı değil.

Okuryazarlık okunulanların anlamlandırılması, özümsenerek, içselleştirilerek uygulanması, okunanlar ile diğer alanlardaki bilgilerin birleştirilmesi, ortaya yepyeni başka ürün çıkması gibi alt tanımlara evriliyor. 

Okuması gelişmiş olan kişiler, içinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda öne çıkacak. Hatırlar mısınız bizler çocukken akşamları annemiz, babamız bazen ninemiz bizlere hikayeler, masallar anlatırdı. Aslına bakarsanız o da adına ‘diyaloglu okuma’ diyebileceğimiz bir okuryazarlık. Sohbet ortamında bizleri meraklandıran, neden sonuç ilişkisini düşündürten, hayal gücümüzü geliştiren.

İster sesli kitap gibi dinleyebileceğiniz bir kayıttan isterseniz kindle ya da tabletten okumak ya da bildiğimiz basılı kitaptan okumak önemli olan nasıl okunduğu değil. Önemli olan bilginin alınması, o bilginin işlenmesi, disiplinlerarası transferle diğer bilinenlerle bağ kurulması. Sınırların dışından düşünmeyi, öğrenmeyi teşvik etmesi.

Einstein’in çok güzel bir sözü var ‘Bir problemi onu ortaya çıkaran bilinç düzeyi ile çözemezsiniz!’ diyor. Bu bakış açısı da aynı şeyi söylüyor aslına bakarsanız. Hangi durumla karşılaşırsanız karşılaşın, problem çözme, bir bilgiyi farklı yönlerden ele alarak farklılaştırma, hayal gücü her zaman karşımıza çıkıyor. Ve tüm bunlar okumayla doğrudan ilgili. Eğer okumanız daha iyi durumda olsaydı hayatınızda neler değişirdi? Çalışma hayatınızda ne gibi farklılıklar oluşurdu? Yaptığım eğitimlerde de pek çok eylem planını uyguluyoruz. Bu uygulamalar sayesinde ‘anlam çerçevesi’ oluşup gelişiyor. Şimdi sizlere de uygulayabileceğiniz bir soru listesi hazırladım.

Anlam Çerçevesinin Oluşması İçin Bir Eylem Planı:

  • Öncelikle bir kitap alarak kitabın yazarı, yayınevi, arka kapak yazısı, indeksini okuyun.
  • Kitap okurken yazarın sadece size yazmış olacağını düşünerek kitabı okuyabilirsiniz.
  • Bölüm bölüm okurken yazar ‘ne anlatmak istiyor, bunları hangi sıralamaları kullanarak anlatıyor’ diye düşünün.
  • Yazıda tarih, yer, örnek olay, atasözü, bilimsel, deneysel çalışmalar var mı, nerede yapılmış gibi 5N1K sorularını kendinize sorarak detaylı okuma yapabilirsiniz.

Bu çalışmaları yaparken öncelikle yazı stillerini fark etmenizi amaçlayarak önerilerde bulundum. Eğer bunu içselleştirirseniz okumanızın zamanla daha iyi hale geldiğini ve hızlandığını da göreceksiniz.

Sevgiler

Öznur Karaeloğlu

 

 

 

Yorumlar

Yazılarımı Sizinle Paylaşmak İstiyorum